Fedakârlıklarımızın ham maddesi ideallerimizdir
0 | | | 25-12-2018

Ali YALÇIN

Pek çok kurum gibi, sendikalar da ülkelerin sosyal, ekonomik ve tarihsel gerçekliklerine göre kurulur ve faaliyet gösterir. Eğitim-Bir-Sen olarak, varlık kazanmamız ve tarih sahnesinde yerimizi almamız, Batı ülkelerindeki sendikalara göre daha farklı gerçeklikler ve dinamikler tarafından belirlenmiştir. Biz kendimizi bir hak, emek, özgürlük, adalet mücadelesinin temsilcisi ve bir medeniyet mirasçısı olarak tanımladık. Çünkü biz en başından beri biliyorduk ki, medeniyet değerleri ve inançlar, kendisini savunacak ve yayacak kimse olmadığında ölü bir yığın hâline gelir. Kuruluş aşamasında, ilk genel başkanımız Mehmet Akif İnan’a açılan davanın görünmeyen yüzünde aynı gerekçe vardı: Anadolu’nun ruhunu yoğuran medeniyet değerlerine sahip çıkmak. Bu duruma, sosyolojik bir terimle, “zihniyet değişimi” diyebiliriz. Yaşananları kendi terminolojimizle anlatmak istersek; bizi biz yapan mirası yok etmek, bu mirası kuşananları korkutmak ve sindirmek için psikolojik bir harekâttı.

Bu bakımdan Eğitim-Bir-Sen, bir medeniyet tasavvurunun ve tahayyülünün kendi öznesine kavuşmasının adı; haksız, hukuksuz, çağ dışı yönetim ve paylaşım pratiğinin “kader” gibi gösterilmesine isyanın adıdır. Vesayet sisteminin hayat tasarımını reddetme, değerler sistemine; devletin kendi yurttaşlarının mutluluğu, refahı, özgürlüğü ilgili bir organizasyon olmaktan çıkıp bir grup sivil-asker bürokratın hizmetine girmesine başkaldırıdır. Kimliğimizi dokuduğumuz, yeryüzünü ve hayatımızı anlamlı kılan mirasa veba muamelesi yapılmasına isyanın adıdır. Eğitim-Bir-Sen, siyasi, ekonomik, kültürel zorbalığa ve zulme, haksızlığa, tahakküme, ihanete geçit vermeyecek kararlılıkla çoğalan, güçlenen insanların ortak aklının, iradesinin eseridir. Bu bilinç ve kararlılıkla var olduk ve faaliyetlerimizi sürdürüyoruz.

Şube yönetimlerimiz ve ilçe temsilcilerimizle 13. Türkiye Buluşması’nda bir araya geldik. Aralarında güven tazeleyenler de ilk defa emaneti devralan arkadaşlarımız da vardı. Seçimlerimiz, 81 ilde, 957 ilçede, 131 şubede yapıldı. 222 bin 387 üyemiz oy kullandı. 25 bin 923 delege adayı yarıştı. Katılımcı, demokratik, şeffaf bir seçim süreci yaşandı. Her bir kardeşimiz, sürecin her aşamasında kuruluş ilke ve misyonumuza uygun davrandı.  Başka bir deyişle, uhuvvetin, nezaketin, asaletin ve adaletin temsilcileri olduklarını unutmadan hareket ettikleri için hepsini tebrik ettim, örnek davranışları için kutladım. Buluşmamız, bugüne kadar olduğu gibi, örgütsel kültürümüzün, inancımızın paylaşıldığı ve çoğaltıldığı müstesna zamanlardan biri oldu. Konuşmacı olarak davet ettiğimiz akademisyenlerin paylaşımları, nitelikli bir sendikacılık yapılması, sendikal bilincin artması ve temsiliyet açısından önemli katkılar sağladı, sağlayacak. Her bir arkadaşımızın talip oldukları ve devraldıkları görevin hakkını verme konusunda burada edindikleri bilgi ve deneyimin, bulunacakları her yerde faydasını göreceklerine eminim.

Oligarşik vesayet sisteminin ortadan kalktığı, yeni bir yönetim biçimiyle yeni bir Türkiye’deyiz, elbette çok daha donanımlı olmak zorundayız. Sendikal şahsiyetimizi biçimlendiren medeniyet değerlerimiz, emek, hak ve adalete yüklediğimiz anlamlar bütün zamanları kuşatan pazarlık edilemez değerlerimiz olacaksa ve biz bunları savunmaya devam edeceksek, her bakımdan rekabet üstü bir konumda olmalıyız. Bunun için de fikri açıdan kendimizi yenileme çabamızı hız kesmeden sürdürmeliyiz. Aksi hâlde, meydan okuyan ve cevap verebilen, insanlığa seslenebilecek birikim ve donanıma sahip; bütün mazlumlara el uzatabilecek bir sendika inşa etme ve nesiller yetiştirme hedefimiz içi boş bir hayal olmaktan öteye gidemez.

2023 Eğitim Vizyonu’nun açıklamasının üzerinden yaklaşık iki ay geçti. İlk değerlendirmemizi kamuoyuyla paylaştık. Bazı hususlara bir kez daha değinmek istiyorum. Doğal kaynakları yetersiz olmasına rağmen, yüksek refah seviyesine ulaşmış ülkeler için tartışmasız en iyi yatırım olan ‘gençliğin dinamizmine ve zekâsına yatırım’, bizim için de tek seçenektir. Militarist bir ülke olmasına rağmen Kuzey Kore’de eğitime verilen önemin ölçüsü öğretmenlere ayrılan kaynak ve gösterilen saygıdır: Göreve yeni başlayan bir ilkokul öğretmeninin aldığı ücret bir yüzbaşının maaşına eşittir. Vizyon Belgesi’nde öğretmenin, eğitim sisteminin ana aktörü olarak tanımlanması ve öğrenme süreçlerindeki önemine vurgu yapılması, hakkın teslim edilmesi bakımından kıymetli olmakla birlikte, öğretmenin eğitim sistemi içindeki konumu, sahip olacağı haklar, çalışma şartları, mesleki gelişim imkânları, mesleki özerkliği gibi, birçok konuda adım atılması gerekir. Belgede, sözleşmeli öğretmenlerin görev sürelerinin kısaltılması öngörülüyor. Oysa öğretmenler arasında bir kast sistemi oluşturan, verimliliği düşüren sözleşmeli öğretmenlik uygulamasına tamamen son verilmesi hedeflenmelidir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Vizyon Belgesi’nin açıklandığı toplantıda, ‘Her öğretmeni bir kahraman” olarak niteleyerek, öğretmenlik meslek kanunu çıkarılacağını duyurmasını önemli buluyor, Milli Eğitim Bakanlığı’nın zaman kaybetmeden gereğini yerine getirmesini bekliyoruz. Bu minvalde ikinci ‘100 Günlük Eylem Planı’nda öğretmenlere verileceği duyurulan 3600 ek gösterge, tüm kamu görevlilerini kapsayacak şekilde hayata geçirilmelidir.

Burada değinmeden geçemeyeceğim, bugünümüzü ve yarınımızı ilgilendiren büyük bir sorunumuz da patronaj. “İtaat karşılığında korunma” olarak tanımlayabileceğimiz patronaj sistemi, insan onuruna, haysiyetine, insanın Allah katındaki mevkiine yakışmayan toplumsal bir utançtır. Bu yüzden patronajın/himayeciliğin yolunu açan mülakat sistemine zaman kaybetmeden son verilmelidir. Bunun yerine, insanlarımızın adil bir yarışla kamu hizmetinde yer alması sağlanmalıdır. Böylesi övgüye değer bir yöntemin seçilmesi “Her dönem kendi zengini ve mağdurunu yaratır” kuralsızlığını yıkmak için de bir fırsat olur. Aksi hâlde gelecek kuşaklara, bugüne kadar olduğu gibi, yeni mağduriyetleri ve yeni düşmanlıkları kendi ellerimizle miras bırakmış oluruz. Bununla da kurtulamayız, gencecik beyinler, bu ülkenin geleceğinden umutlarını keserler, yöneticilere yabancılaşırlar, ailelerinin onlara verdikleri emeğin gereğini yapamadıkları için hissettikleri çaresizlik, toplumsal çözülme ve benzeri pek çok soruna kaynaklık eder. Medeniyetimizin simge uyarılarından biri olan “Kenar-ı Dicle’de bir kurt kapsa koyunu, gelir de adl-i ilâhi Ömer’den sorar onu” kitaplarda kalmasın…

Sendikamız, kurulduğundan beri temel hedeflerinden biri olan küresel hak, adalet, iş birliği konusunda çalışmalarına hız kazandırarak devam etmektedir. “Gidemediğin yer senin, tokalaşmadığın el seninle değildir” anlayışıyla, hem medeniyet coğrafyamıza hasretimizi bitirmek hem de dünyanın farklı bölgelerine mesajımızı götürmek için yola revan olduk. İlkin, başta Türk Cumhuriyetleri olmak üzere, bağımsız devletler topluluğu üyeleriyle bir konfederasyon kurulmasına katılıp yönetim kuruluna seçildik: yıl 1996. Yine bu yıllarda Türkmenistan eğitim sendikasıyla dayanışmayı öngören protokol bile hazırlanmıştı.

İçinde bulunduğumuz dünyaya “küresel köy” diyerek masum bir yakıştırma yapanlar, devamında bu köy benzetmesinin, dünyanın küresel bir yağma için kolay bir hedef hâline geldiği gerçeğini çoğu zaman gizlediler. Bunun istisnası olan düşünürlerden bir olan Walter Benjamin’in, “Kapitalizm, en vahşi, en amansız ve en akıl dışı dindir” tespiti, içinde bulunduğumuz dünyanın değerler hiyerarşisini çarpıcı biçimde resmetmektedir. Biz böyle bir dünyada sendikacılık yapıyoruz ve şartlar farklı ülkelerin mazlum halkları ve onların örgütleriyle iş birliği yapmamızı kaçınılmaz kılmaktadır. Bu bilinçle, onlarca eğitim sendikasıyla bir araya gelerek iş birliği protokolü imzaladık, son olarak 77 ülkeden 89 sendika ve dört uluslararası örgütten 175 yöneticinin, Eğitim-Bir-Sen Şube başkanları, Kadınlar Komisyonu üyeleri ve genç sendikacıların katılımıyla “Küreselleşme, Eğitim ve Sendikalar” uluslararası sempozyumunu gerçekleştirdik. Hayatın her anında, her alanında hızlanan bilişim ve biyo-teknoloji üzerinden tasarlanan yeni dünyanın muhtemel sonuçlarını yakıcı bir şekilde hissedeceğimiz günlerin çok uzak olmadığı konusunda hemfikir olduk. Müktesebatımızı dünya sendikal hareketleriyle buluşturarak, tarihine ve inanç değerlerine bağlı entelektüel birikimimizi, sınırları aşan ufkumuzla, daha adil, daha çok iş birliğine dayalı yeni bir dünyayı birlikte inşa etme kararlılığımız geleceğe dair umutlarımızı çoğalttı.

13. Türkiye Buluşmamızda da dile getirdim. 1995’te bir oda, bir masa ve beş çekmeceden oluşan bir genel merkez binamız vardı; emanet araçlar, hizmet aracı işlevi görüyordu. Şimdi şubelerimizin hizmet araçları ve birden fazla kattan oluşan hizmet binaları var. Genel Merkezimizin de kiradan kurtulduğu, hizmetlerini kaliteli bir şekilde sunduğu bir “hizmet binası” hayalimiz vardı, şimdi gerçeğe dönüştü. Memur-Sen ailesi için yepyeni bir hamle ve tarihî bir eşik olacak hizmet binamızı yakında açıyoruz. Burada diğer sendikalarımızla sadece mekânlarımızı değil, mevzuatlarımızı da ortaklaştırıyoruz. Böylece tüzükler dâhil, disiplin, seçim ve mali mevzuatta hükümlerimiz, mütalaalarımız ortak olacaktır. Kurumsallaşmamız elbette sadece yeni hizmet binalarıyla sınırlı değildir. Aralık ayı içinde eğitim merkezimizin ve misafirhanemizin temeli için ilk kazmayı vuruyoruz.

Üyelerimizin ekonomik, sosyal haklarını geliştirme, özgürlük alanlarını genişletme, ülkemizin özgür, bağımsız kimliğini güçlendirme ve demokratik hüviyetine vesayet gölgesi düşürmek isteyenlere fırsat vermeme, mazlum ve mağdurların sesi olma, kamunun ve kamuoyunun vicdanını temsil etme yolculuğumuz kararlılıkla sürecek; Eğitim-Bir-Sen, yeni ufuklardan yeni umutlara yürüyecektir.

Top